Fast Food Zararları

Fast Food Zararları

Fast food yeme alışkanlığı , Dengesiz Beslenmeye sebep olur !

Bizim toplumumuzun geleneksel beslenme alışkanlıklarında değişimler yaşanmakta, fast-food başka bir deyişle “ayak üstü beslenme” alışkanlığı giderek artmaktadır.

Fast food genellikle bir restoran mutfağındaki hızlı hazırlanan gıda olarak tanımlanmaktadır. Akşam yemek sipariş ve daha sonra ucuz bir restoranda yemek ya da yemek  alıp  eve götürmek . Fast food tüketimi, yüksek kalori, sodyum ve yağ içeriği gibi birçok dezavantajları vardır.Bir fast-food restoranda sipariş ettiğiniz zaman dikkatlice düşünmelisiniz.

Simit, tost, döner, lahmacun, pide, hamburger çeşitleri, soğuk sandviçler, pizza, kızarmış patates ve parça tavuk, balık-ekmek gibi fast-food ürünleri ile beraber tüketilen gazlı içecekler, çay ve kahvenin özellikle çocuk ve gençler tarafından sık tercih edilmesi yetersiz ve dengesiz beslenme ile birlikte çeşitli sağlık sorunlarına yol açmaktadır.

Fast-food sistemi ile tüketilen besinlerin enerji ve bazı besin öğeleri yönünden dengeli olmaması uzun dönemde bazı sağlık problemlerine neden olabilmektedir. Bu sağlık problemlerinin başında şişmanlık gelmektedir. Fast-food ürünlerindeki en önemli sorun yüksek enerji içermeleridir. Fast-food’larda orta düzeyde yenen bir öğünün enerji içeriği, 400 kaloriden başlayıp 1500 kaloriye kadar yükselebilmekte ve enerjinin çoğu yağ ve şeker kaynaklı olmaktadır. Bu da kilo alımına yol açabilmektedir. Fast-food ürünlerindeki yağın çoğu hayvansal kaynaklıdır. Bu ürünlerin sodyum, kolesterol ve özellikle doymuş yağ miktarı, diğer besin öğeleri yoğunluğuna göre daha fazladır. Bu durum başta koroner kalp hastalıkları ve kanser olmak üzere, birçok kronik hastalık için risk faktörüdür.

Fast-food olarak tüketilen besinler, A ve C vitamini ile kalsiyum yönünden yetersiz olup posa içeriği de düşüktür. Bu vitaminlerin düşük düzeyde alınımı, bağışıklık sistemi yetersizliğine, kalp-damar hastalıkları ve katarakt riskinin artmasına yol açmaktadır. Özellikle büyüme çağında kalsiyumun yetersiz alımı, büyümeyi olumsuz etkilemekte ve kadınlarda menopoz sonrası osteoporoz riskini de artırmaktadır. Beslenmede posa içeriğinin yetersizliği ise bağırsak kanseri riskini artıran faktörlerdendir. Fast-food menüleri yüksek miktarda sodyum içermektedir. Bu durum yüksek kan basıncının oluşmasına neden olmakta ve mide kanseri riskini artırmaktadır.

Ayaküstü beslenmede gazlı içecekler, çay ve kahve sıklıkla tüketilmektedir. Bu tür içecekler fazla miktarda tüketildiğinde vücutta demir emilimi azalmakta ve demir eksikliğine yol açmaktadır. Fast-food ürünlere renklendirici, tatlandırıcı ve aroma artırıcı katkı maddeleri eklenebilmekte, bu ürünlerin uygun kullanılmamaları ve sık tüketimleri uzun dönemde kanser riskini artırmaktadır.

Sağlıklı bir yaşam için, tüketilen besinler kadar bu besinlere uygulanan hazırlama ve pişirme yöntemleri de büyük önem taşımaktadır. Izgara yaparken yüzey kısımlarına gelen ateş çok yüksek olmamalı, pişirilirken et ile ateş arasında 10-15 cmlik mesafe olmalıdır. Derin yağda kızartma yöntemi fast-food menülerinin yağ içeriğini artırmaktadır. Kızartma amaçlı kullanılan yağlar 10-12 saat kullanılmaları nedeniyle kimyasal ve fiziksel değişikliklere uğramakta ve çabuk bozulmaktadır. Yağda kızartılmış yiyeceklerin sık ve sürekli tüketimi, kalp-damar ve sindirim sistemi hastalıkları ile kanser riskini önemli ölçüde artırmaktadır.

Fast Food Zararlarının Temel Öğeleri

Fast Food Zararları ve Besinlerdeki Sodyum Çılgınlığı
Birçok fast-food ürünleri yüksek sodyum vardır. Çok fazla tuz tüketmek yüksek kan basıncı, su tutma ve obeziteye katkıda bulunabilir, çocuklarda kalsiyum emilimini durdurur, yaşlılarda kemik erimesine sebep olur.

Fast Food Zararları ve Yağlar
Cheeseburger, tavuk nugget genellikle yağ ile yüklenir. Birçok fast food restoranlar gibi doymuş yağlar kızartma gibi pişirme yöntemleri kullanarak daha da öğeleri yağ oranı artar. Kıyma köftesi  pamuk tohumu yağları gibi tereyağı veya diğer doymuş ve sağlıksız yağları ile kaplı bir gril yüzey üzerinde pişirilir.

Fast Food Zararları ve Yüksek kalori
Sosisli, sallar, kızarmış tavuk ve kızarmış balık gibi ürünler kalori ile doldurulur. Normal 2 günlük kalori  1 günde alınır.Tüm organlar bu durumdan şikayet olup normal kendi görevleri haricinde mesaiye kalarak daha çok yıpranır ve sonucunda tansiyon,halsizlik ,mide yanması sorunları beraberinde getirir.

Fast Food Zararları  ve Şekerli İçecekler
Tipik dökmelik soda, sallar ve meyve suları vardır. Bu gibi içeceklerin çoğu şeker ile doldurulur. Sıvı kalori çok fazla tüketimi kolay ve neredeyse bilmeden obeziteye yol açabilir.

FAST- FOOD ÜRÜNLER TÜKETİLİRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİ

Fast-food ürünlerinin seçiminde sağlıklı beslenme ilkeleri dikkate alınmalıdır. Fırında veya ızgarada pişmiş besinler, et, tavuk ve balık içeren sandviçler ve düşük yağlı besinler tercih edilmelidir. Asitli, şekerli ve gazlı içecekler yerine vitaminlerden zengin taze sıkılmış meyve suları, az yağlı salatalar ve kalsiyum içeren süt, ayran veya sütlü tatlılar tüketilmelidir.

Okul döneminde beslenme listeleri takip edilmeli dışardan besin karşılanması engellenmelidir.Geleneksel hızlı yemek sistemimizde yer alan; gözleme, etli ve peynirli pide çeşitleri, köfte ekmek, su böreği, aşure gibi yiyeceklerin, “hamburger ve patates kızartmasından daha iyi seçenekler olacağı unutulmamalıdır”.

Özellikle gidildiğinde temizlik şartı aranan işletmeler kurumlarca takip edilmesi destek açısından sağlık hizmetleri koşulları sağlamayan yerleri bildirmelidir. Fast-food işletmeleri, her şeyden önce yiyecekleri hazırladıkları, sakladıkları ve servis yaptıkları mekanların temizlik ve hijyenine çok dikkat etmelidir.İşletmelerde görevli personelin sağlık muayeneleri ve portör tetkikleri düzenli olarak yapılmalıdır.

Fast-food işletmeleri, müşterilerine yönelik sağlık açısından yararlı düşük yağlı besinler hazırlamalı, hayvansal yağ yerine bitkisel yağ kullanımını artırmalı ve trans yağ dan vazgeçirilmeli, yağı azaltılmış salata sosları kullanılmalı, taze ve uygun koşullarda hazırlanmış meyve ve meyve salataları ile tam buğday unundan yapılmış çörek ve pizza hamurları tüketicilere sunulmalıdır.

Share and Enjoy

6 comments

  1. gelgeznet /

    Merhaba bu konuda bende birşeyler eklemek isterim.
    Saygılarımla

    Fast Food Kemik Erime Riskine Sebep Oluyor
    Prof. Dr. Doral, fast-food tarzı beslenen çocukların beslenmediklerini, sadece yemek yediklerini belirterek, “Kemikte kalsiyum emilimi azaldıkça osteoporoz 12-13 yaşlarından itibaren başlayabiliyor” dedi.

    Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneğinin düzenlediği 22. Ulusal Türk Ortopedi ve Travmatoloji Kongresi, Antalya’nın Serik ilçesinin Belek beldesindeki bir otelde başladı.

    Kongre çerçevesinde düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Ortopedi ve Travmatoloji Birliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Mahmut Nedim Doral, kemik erimesinin (osteoporoz) yavaş gelişen bir hastalık olduğunu, genetik yatkınlık ve beslenmenin kemik erimesi üzerinde direkt etkisi olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Doral, kemik erimesinin çocuk yaşta oluşmaya başlayan ancak yaşlılık döneminde fark edilen bir hastalık olduğunu belirterek, çocukluk çağındaki fast-food beslenmenin de osteoporoz riskini artırdığını kaydetti.

    ”Çocukluk döneminde yeterli kalsiyumun tüketilmesi kemik yoğunluğuna yapılacak en iyi yatırımdır” diyen Doral, şöyle konuştu:

    ”Fast food ayakta yenen, sindirimi çabuk, emilimi az olan, öğün dışı yenilen bir yemektir. Fast food yiyen çocuk beslenmiyor, sadece yemek yiyor. Kemikte kalsiyum emilimi azaldıkça osteoporoz çocukluk yaşlarından itibaren başlayabiliyor. Çocuğun beslenmesi için besin oranları ayarlanmış maddeler verilmeli. Süt ağırlıklı beslenme önemli.”

    Kaynak: TRT

  2. gelgeznet /

    Habertürk den aldığım bu haberde fast food zararları hakkında bilgilerden yararlanmanızı isterim.
    ————————————————–
    Fast Food ve Hazır Gıdalardan Gelen Tehlike!!!

    Hazır gıdalar yoğun çalışan veya vakti kısıtlı olan ebeveynler için büyük bir kurtarıcı ama…

    Hazır gıdalarda bulunan katkı maddeleri hassas bünyelerde bir çok sıkıntıya sebep olabiliyor!

    Günümüzde gelişen ve değişen sosyoekonomik yapıya paralel olarak doğal beslenmenin yerini hazır gıdalar almaya başladı. Hazır gıdalar yoğun çalışan veya vakti kısıtlı olan ebeveynler için büyük bir kurtarıcı.
    Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Uzmanı Dr. Fazlı Yılmazer’in verdiği bilgiler, aynı durumun çocuklar için söz konusu olmadığını gösteriyor..

    Teknolojik gelişmelerin bu kadar hızlı olmadığı ve insanların sadece evlerinde hazırladığı taze gıdaları tükettiği dönemde, hazır gıda tüketimi henüz yaygınlaşmamıştı. Bu nedenle çocuklar katkı maddeleri ile henüz karşılaşmamışlardı. Günümüz çocukları için bebeklikte anne sütüne paralel olarak geliştirilen formül süt ve katkı maddeli sütlerin kullanılması ve diğer hazır ek gıdaların (yoğurt, kavanoz maması vb) kullanımı giderek yaygınlaşıyorÇocukluk çağında ise en önemli tüketim ürünlerini bisküvi, çikolata, şekerleme ve patates cipsi gibi hazır gıdalar oluşturuyor. İçerikleri itibarı ile katkı maddesi içeren ürünlerin aşırı dozda tüketilmesinde bir takım sakıncalı durumlar oluşabiliyor.

    Beslenmemizde en önemli konulardan biri gıda katkı maddeleri olarak düşünülebilir. Katkı maddesinin kullanma amaçlarını şöyle sıralayabiliriz;

    • Gıdanın besleyici değerini korumak, dayanıklılığını artırmak, raf ömrünü uzatmak,
    • Gıdanın doku özelliklerini iyileştirmek,
    • Gıdanın lezzetini ve rengini çekici hale getirmek ve korumak,
    • Gıdanın işlenmesi sırasındaki teknolojik zaruret,
    • Gıdada mikroorganizmaların gelişmesini önlemek,
    • Gıda çeşitliliği sağlamaktır.

    Katkı maddelerinin gıdalardaki mevcut miktarlarının, yarar ve zarar ikilemi içinde detaylı araştırmalar yapılıyor. Ancak özellikle çocuklarda kontrolsüz ve bilinçsiz kullanılmaları bazı istenmeyen sonuçlar doğurabiliyor. Yediğimiz besinlerdeki katkı maddelerinin çeşitlerinin ve miktarlarının bilinmesi olumsuz sonuçların en aza indirilmesini sağlar. Gıda katkı maddelerinin kullanımı uluslararası ve ulusal örgütler tarafından denetleniyor. Bu amaçla bazen yıllar süren toksikolojik testler yapıldıktan sonra katkı maddesinin güvenirliği ile ilgili çeşitli değerlendirmeler yapılıyor. Ancak bütün bu bilimsel çalışmalara rağmen, önceden kestirilemeyen olumsuz sonuçlar nedeni ile zaman zaman katkı maddesinin güvenirliği ile ilgili kararlar değişebiliyor. Hatta bazen bu konuda ülkeler arasında bile uygulama farklılıkları ortaya çıkabiliyor.

    Katkı maddeleri belli standartlar çerçevesinde E numaralama sistemine tabi tutuluyor. Özellikle üretim aşamasında kullanılan verimliliği artırıcı bazı uygulamalar da çocuk sağlığı açısından bilinen ve halen bilinmeyen yan etkileri söz konusu. Genetiği değiştirilmiş tahıl, meyve ve sebzeler, üretimde kullanılan inorganik gübreler ve bazı hormonlar bunlara örnek gösterilebilir. Katkı maddelerine karşı vücutta yan etkiler oluşabiliyor. En sık görülen alerjik yan etkilerdir ve bunların sıklığı yüzde 2′ere kadar varabiliyor. Ancak allerjik bünyeli insanlarda bu oranlar 10-15 kat daha yüksek olabiliyor. Hassas kişilerde besin katkı maddeleri ile ilgili kaşıntı, kurdeşen, alerjik nezle, alerjik deri döküntüleri, baş ağrısı, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal görülebilir.

    Günlük hayatta en sık tükettiğimiz katkı maddesi içeren gıdalar:

    • Peynirler,
    • Margarinler,
    • Soslar, ketçaplar,
    • Füme et ve balık ürünleri,
    • Bütün konserveler(meyve, sebze, balık gibi),
    • Marmelatlar, reçeller, tatlılar, şekerler.
    • Her türlü meşrubat ve içecekler.

    Gündemde olan organik tarım ve organik tarımla üretilen ürünler sanayi bölgelerinden uzak özel çiftliklerde yetiştiriliyor. Havası ve toprağı sürekli kontrol altında tutulan bu çiftliklerde doğal gübre kullanılıyor. Sulamada kullanılan su, her aşamada denetlenir ve ürünlerin yetiştirilmesinde hiçbir şekilde kimyasal ilaç kullanılmaz. Tarlaları böcek ve benzeri zararlı maddeler sardığında o zararlı maddeleri yiyen ve yok eden başka zararsız böcekler tarlaya salınır. Ürünlerin yetiştirilmesinde hormon kesinlikle kullanılmaz ve ürünler besin değerleri açısından en uygun zamanda toplanır. Organik tarımla üretilmiş sebze, meyve ve tahıllardan bebekler için özel olarak hazırlanan kavanoz mamaları da annelerin bebekleri için tercih edebileceği sağlıklı seçeneklerdir.

    Öneriler:

    • En ideal doğal beslenme olan anne sütünü asgari altı ay tek başına olmak şartıyla 2 yaşına kadar vermeye gayret göstermeliyiz.
    • Çocuklarımızı mümkün olduğunca doğal, katkı maddesi içermeyen, taze olarak hazırlanabilen gıdalar ile beslemeliyiz.
    • Güvenli olduğuna inandığımız hazır gıdaları verirken de günlük tüketim miktarlarına dikkat etmeliyiz. Normal miktarlar sorun oluşturmadığı halde, aşırı tüketimde katkı maddelerinin risk sınırları aşılabilmektedir.
    • Bazı katkı maddelerinin kişisel özellik gösterebileceği akıldan çıkarılmamalıdır. Bu özel durumlar için hazır gıdaların üzerinde ilave uyarılar bulunabilir.
    • Güncel bilgiler ışığında güvenli olduğu söylenen bazı katkı maddelerinin gelecekte farklı olarak değerlendirilebileceğini unutmamalıyız.
    • Çocuklarımıza yedirdiğimiz bütün hazır gıdaların güvenirliliğini takip etmemiz imkansız olduğuna göre bu amaçla toplu denetimlerin sivil ve resmi kurumlarca daha özenli bir şekilde yapılmasını sağlamalıyız.

    Kaynak: http://www.haberturk.com/saglik/haber/533874-cocuklarinizi-hazir-gidalarin-kolesi-yapmayin

  3. Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şevki Arslan /

    Uzmanlar, yüksek nişasta içeren gıdaların kızartılması ya da fırınlanması sırasındaki kimyasal reaksiyonla ortaya çıkan “akrilamid”in sağlık problemlerine neden olabileceğini belirterek, bu tür ürünleri alırken dikkatli olmaları istendi.

    Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şevki Arslan, yaptığı açıklamada, insan sağlığına zararlı etkileri bulunduğu belirtilen akrilamidin kokusuz ve renksiz olmasının yanında suda kolaylıkla çözündüğünü söyledi.

    Akrilamidin patates ve mısır cipsleri, kraker, bisküviler, kahvaltılık gevrekler, fırınlanmış ürünler, ekmek, kavrulmuş kahve gibi gıdalarda yoğun olarak gözlemlendiğine dikkati çeken Arslan, “Gıdalardaki akrilamid kalıntısı dünya çapında bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Bu sorunun azaltılması ve tam olarak çözülmesi için birçok çalışma sürdürülüyor. Örneğin Avrupa Birliği 6. Çerçeve Programı kapsamında akrilamid ve diğer ısı sonucu oluşan toksik maddelerden kaynaklanan sağlık risklerine ilişkin araştırmaları içeren ve ‘heatox’ adı verilen bir proje sonuçlandırıldı. Tüm yapılan bu çalışmalar, akrilamidin kendiliğinden oluşması ve muhtemel kanserojen sınıfına dahil edilmesi, özellikle Avrupa ve Amerika’da üreticiler ve tüketicilerdeki bilinç düzeyinin artmasına neden oldu. Türkiye’de de yapılan yayınlar ile bu ilginin her geçen gün artığı kanısındayım.” dedi.
    Arslan, akrilamidin genler ve sinirler üzerinde toksik etki oluşturduğunu anlatarak, insanlarda muhtemel karsinojen (kanser oluşumuna neden olan etkenler) olarak kabul edildiğini kaydetti.

    Akrilamidin Uluslararası Kanser Araştırma Ajansının (IARC)) 1994 yılında yayımladığı raporda, insanlar için olası karsinojen madde grubuna dahil edilmesi, nişasta içeren gıdaların kızartılması ya da fırınlanması sonucunda kendiliğinden oluşması nedeniyle insanların dikkatini üzerine çeken bir kimyasal olduğunu belirten Arslan, şöyle devam etti:

    “Akrilamid, birçok endüstride sıklıkla kullanılan, nörotoksik (sinirler üzerindeki toksik etki), reprodüktif toksik (üreme üzerindeki toksik etki) ve karsinojenik (kansere neden olan etkenler) bir kimyasaldır. Akrilamid polimeri su arıtma işlemlerinde, kağıt üretiminde, organik kimyasalların üretiminde, biyokimya, moleküler biyoloji ve biyoteknoloji gibi birçok araştırma laboratuvarlarında protein ayırma tekniklerinden biri olan elektroforez işleminde kullanılmaktadır. Tüm bunların yanı sıra, sigara dumanının da bileşenlerinden biridir.”
    Arslan, gıda maddelerinde kızartma ve fırınlama sonucunda meydana gelen akrilamidin gözle görülemeyeceğine dikkati çeken Arslan, varlığının sıvı ve gaz kromotografisi gibi yöntemlerle belirlenebildiğini dile getirdi.

    “FIRINLANMIŞ VE KIZARTILMIŞ GIDALAR AZ TÜKETİLMELİ”

    Çok net bilgi olmamakla birlikte bir çalışmada akrilamidin pankreas kanser riskini 2 kat artırdığına dair bulgular olduğuna işaret eden Arslan, şöyle devam etti:

    “Yapılan çalışmalarda akrilamidin hem hayvanlarda hem de insanlarda ataksi (kas hareketlerindeki düzensizlik), iskelet kası güçsüzlükleri ve hissizlikleriyle karakterize edilen nörotoksik problemlere neden olduğu saptanmıştır. Benzer şekilde akrilamid hayvanlarda anormal sperm ve sperm sayımı, çiftleşme sıklığında azalma, doğumda yavru vücut ağırlığında azalma ile karakterize edilen üreme ve gelişme problemlerine neden olduğu saptanmıştır.”
    Tüketicilerin fırınlanmış ürünleri satın alırken bazı noktalara dikkat etmeleri gerektiğine dikkati çeken Arslan, “Basit bir şekilde tüketicilerin bu maddeyi yoğun bir şekilde içeren gıdaları daha az tüketmeleri faydalı olacaktır. Türkiye’deki durum hakkında bir bilgim yok ama yurtdışında akrilamidin oluşmasının engellenmesi için çeşitli yöntemler kullanılıyor. Bu yöntemlerle hazırlanan gıdaların tüketilmesi de akrilamide maruziyetin azaltılması açısından faydalı olacaktır” dedi.

  4. anti-cancer /

    Abur Cubur da Kanser Riski !

    Binlerce kadına diyet, yaşam tarzı, kilo ve genel sağlıkları hakkında sorular soruldu ve…

    İsveçli bilim insanları, şekerli gıdalar ve rahim kanseri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak için, 1987- 1990 arasında binlerce kadına diyet, yaşam tarzı, kilo ve genel sağlıkları hakkında sorular sordu. 2008′de kadınların verdiği cevaplar tıbbi verilerle karşılaştırıldı. Araştırmacılar, rahim kanserinin en yaygın türü olan endometriyum kanserine yakalanan 61 bin 226 kadının düzenli abur cubur tükettiğini saptadı. Bu kadınların diğer kadınlara oranla daha yüksek kanser riski taşıdığı açıklandı.

    Kaynak: http://www.aksam.com.tr/abur-cuburda-kanser-riski–63352h.html

  5. Uludağ Üniversitesi Radyoterapi Merkezi /

    Uludağ Üniversitesi Radyoterapi Merkezinde yapılan Sempozyumda Fast Food Zararları ile ilgili notları sizlerle paylaşıyoruz.

    Gıdalar kadar, pişirme yöntemi de kansere neden olduğu ve en sağlıklısı pişirmenin büyük annelerimizin 50 yıl önceki yemek pişirme usulleri olduğu belirtildi.

    Uludağ Üniversitesi Radyoterapi Merkezi’nin açılışının 14′üncü yılı nedeniyle UÜ Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı ve Tıbbi Onkoloji Bilim Dalları ile Uludağ Onkoloji Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen Onkoloji Sempozyumu’nda, güncel gelişmeler ışığında kanser tedavisi tartışıldı. 4- 6 Aralık tarihleri arasında gerçekleşen 14′üncü Uludağ Onkoloji Sempozyumu’na, ülkemizde radyasyon onkolojisi ve medikal onkoloji alanlarında araştırma yapan 30′a yakın bilim adamının yanı sıra ABD Michigan Üniversitesi’nden Dr. Avraham Eisbruch ile Miami Üniversitesi’nden Dr. Mansoor M. Ahmet de konuşmacı olarak katıldı.

    Pişirme yöntemleri sağlık açısından çok önemli

    Sempozyum eşbaşkanlarından Prof. Dr. Osman Manavoğlu, kanser tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi üçlüsünün yanında destek tedaviye de ihtiyaç bulunduğunu belirtti. Fastfood tarzı beslenmenin kansere yol açtığına dikkat çeken Prof. Dr. Manavoğlu, “Gıdalar kadar pişirme yöntemi de kansere neden oluyor. En sağlıklısı büyük annelerimizin 50 yıl önceki yemek pişirme usulleri. Onlar doğal ortamda otlayan hayvanların eti yanı sıra katkı konulmadan yetiştirilen, domatesleri, biberleri ve sebzeleri yiyorlardı. Yaptıkları salçaya, tereyağına, kaymağa katkı maddesi koymuyorlardı. Bu yemeklerini ateşte, tencere içersinde yapıyorlardı. Büyükannelerimizin yöntemleri ile yemek pişirilmesi en sağlıklısı. Ancak o dönemde kullanılan tütsüleme ve kurutma gibi yöntemleri hariç tutuyorum. Bunlardan biri de sac üzerinde yapılan yufkalar. Sacın izi ve duman kanser yapıyor” dedi.

    Büyükannelerimizin daha çok haşlama tarzını kullandıklarını ifade eden Prof. Dr. Osman Manavoğlu, kemoterapi tedavisi sırasında hastalarda iştahsızlık, bulantı, kabızlık ve ishal gibi şikayetler görüldüğünü, buna karşılık vücut direncini arttırmak için destek tedavilere ek olarak yüksek kalori ve proteinli besinlerle bol sıvılı beslenme önerdiklerini söyledi.

    Tanınmış gastroenteroloji uzmanlarından Prof. Dr. Faruk Memik de kansere karşı hangi gıdanın yenilip yenmeyeceği konusunun istismar edildiğine dikkat çekti. Amerikan usulü beslenme ile bazı kanser türlerinin arttığını kaydeden Prof. Dr.Faruk Memik, “Bugün denizdeki balıkta da toksik maddeler var. Yumurtada da. Böyle olunca kanser vakalarındaki artışı izah etmek çok kolay” diye konuştu.

    UÜ Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Lütfi Özkan da kanser hastalığına yönelik Sağlık Bakanlığı’nın İzmir’de başlattığı bir istatistik çalışmasına göre 1997 yılında yüzbinde 147 kanser vakası tespit edildiğini, 2005 yılında ise bu rakamın yüzbinde 225′e çıktığını kaydetti.

  6. Beslenme ve Diyet Uzmanı Emel Unutmaz /

    Fast Food Zararları ile ilgili Emel Unutmaz ın konuyla ilgili yayınlanan makalesi

    Okulların açılmasıyla birlikte çocuklar az da olsa özgürlüklerini kazanır ve biraz olsun kararlarını kendileri vermeye başlarlar. Bu kararlar içinde aslında en önemlilerinden biri de yapılan beslenme tercihidir. Okul dönemi; çocukların kendi kararlarını verdikleri, aynı zamanda da kalıcı alışkanlıklar kazandıkları dönemdir.

    Gününün aktif geçen süresinin çoğunu okulda geçiren çocuk için beslenme öyle planlanmalıdır ki; ne sıkıcı olsun, ne de eksik kalsın! Bu konunun görünmez kahramanları da tabii ki yine anne babalardır.

    Çocuklarının beslenmesi konusunda anne ve babaların en sık yaptığı hata nedir?

    Anne ve babalar her şeyden önce çocuklarını doğru gözlemlemeli. Çoğu zaman karşılaştığımız sorunlardan biridir; annenin çocuğun beslenmesi ile ilgili endişelerinin önüne geçememesi. Bu nedir? Çocuk yeterli beslense dahi, anne bunu yeterli görmeyerek sürekli baskı yapıyor. Çocuk da buna tepki olarak tüketeceği besinden vazgeçebiliyor. Bu nedenle annenin bu noktada biraz daha rahatlaması, iyi bir gözlemci olması şarttır. Beslenme ile ilgili olarak çocuğa baskıcı yaklaşılmamalı; eğer bir besini sevmiyorsa, o besine ara verilmeli ve devamında farklı bir şekilde, farklı bir yöntemle pişirilerek veya servis ederek tekrar denenmeli. Şunu unutmayın ki artık çocuğunuz bir birey; kendi kararları ve zevkleri oluşuyor ve onu sevmediği bir şeyi yemeye zorlamak, onun beslenme düzenini beraberinde psikolojisini de bozabilir.

    Sofrayı donatmanız şart değil!

    Tabii ki kahvaltı! Diğer tüm zamanlarda olduğu gibi, okul döneminde de kahvaltı vazgeçilemez öğündür. Kahvaltı; gece boyunca oluşan açlığın giderilmesi, vücut ihtiyaçlarının karşılanması, okulda dikkat azalmasının önüne geçilmesi açısından vazgeçilemezdir. Çocuklar üzerinde yapılan tüm araştırmalar da göstermiştir ki, okul başarısında kahvaltının yeri büyüktür. kahvaltı evde yapılması gereken, yani anne baba gözetiminde yapılan bir öğün,bu nedenle de hiç atlanmamalıdır. Kahvaltı için her zaman tam donatılmış bir masa gerekmez; çocuğunuz için yapacağınız bir tost, yanında bir bardak süt veya süt içine konulmuş gevreklerle de çocuğunuz için güzel bir kahvaltı hazırlamış olursunuz. Önemli olan besin çeşitliliğinden vazgeçmeden; karbonhidrat, protein ve yağ içeren bir mönü oluşturmak. Karbonhidratlar, beynin enerji kaynağıdır; bu nedenle mutlaka her öğünde bulunmasını sağlamamız gerektiği de unutulmamalı.

    Hamburgerden sonra sebze!

    Fast food tercihleri yasaklamaktan çok, nasıl ve ne sıklıkla tüketmesi gerektiğini anlatmalısınız. Böylece ileride çocuğunuz siz olmadan da doğru tercihleri yapabilecektir. Artık çocuğunuz okula başladı, özgürlüğüne adım attı ve her geçen gün biraz daha özgürlüğünü elde edecek. Bu nedenle ona neyi, nasıl ve neden tercih etmesi gerektiğini anlatmayı deneyin. Fast food’u tüketebileceğini, ama içine krema koymamasının daha sağlıklı olacağını ve her gün tüketmesinin doğru olmayacağını anlatın. Ancak her çocuğun kabul etme süresi ve tarzı farklıdır; kimi sözden anlar, kimi uygulamayı taklit eder. Beslenme eğitim verirken de bu ayrıntı unutulmamalıdır. Çocuğunuz hamburger veya pizza yiyebilir; ama haftada 1 kez! Miktarı çocuğunuza göre değişkenlik gösterir ve böyle bir öğünden sonra diğer öğünde sebze yemeği, yoğurt, daha az ekmek ve devamında meyve yiyerek eksik kalan vitamin, mineral ve posayı sağlayabilir.

    Ara öğünler öğretmenle birlikte belirlenebilir!

    Çocukların beslenmesinin düzenlenmesinde sadece öğün üzerinde durursak yeterli beslenmeyi sağlayamayabiliriz. Ayrıca aralarda bir şeyler yemeye ihtiyaç duyan çocukları doğru şekilde yönlendiremezsek, tercihleri boş kalori içeren gıdalar olur. Hem çocukların yanlış tercihlerini engellemek, hem de yeterli beslenmesini sağlamak için; çocuğunuz okula giderken beslenme çantasına, okulda kolay tüketebileceği, tüketirken de etrafından rahatsız olmayacağı küçük ara öğünler planlamak önemli. Hatta bu konu okul yönetimi ile konuşularak düzenlenebilir. Ama daha dar kapsamlı olarak düşünürsek; sınıf öğretmeni ile konuşarak, sınıf genelinde ara öğünler düzenleyebilirsiniz. Hem çocuklar, arkadaşları ile ortak şeyler yapmaktan da hoşlanacaklar, hem de sağlıklı beslenmiş olacaklar. En yakın arkadaşları öğle yemeği yerine cips yerken, sizin çocuğunuz yemekhaneye gidip, ya da sınıfında sizin hazırladığınız sağlıklı besinleri tüketmeyecektir. Teşvik ederken bu da göz önüne alınmalıdır. Ara öğünlerde ise; 1 meyve veya meyveli yoğurt veya 1 kutu süt veya taze sıkılmış meyve suyu veya 1 kutu sütlü tatlı veya puding (sütlü tatlı ve puding çocuğun kilosuna göre sıklığı ayarlanabilir) düşünülebilir.

    Sağlıklı beslenme çantası:

    1 haşlanmış yumurta

    1 kutu süt

    1 dilim peynir

    2 dilim ekmek

    2 adet ceviz

    3 – 4 adet zeytin

    1 küçük kutu bal veya reçel

    1 meyve veya kuru meyve

    Su içmeye alışırsa asitli içeçeği unutur

    Çocuğun beslenmesindeki en önemli öğün kahvaltıdır; kesinlikle atlanmamalı. Ama elbette ki diğer öğünler de yeterli beslenmenin sağlanması için ihmal edilmemeli. Çünkü yeterli beslenmenin sağlanamadığı durumlarda, öncelikli olarak büyüme ve gelişme yarım kalır. Enfeksiyon hatalıklarının görülme sıklığı artar ve daha şiddetli geçer, kemik gelişimi ve diş sağlığı zarar görür. Şişmanlık sorunu ortaya çıkar ki; oluştuktan sonra geri dönülmesi daha zordur, bu nedenle daha oluşmadan önüne geçilmelidir. Çocuk beslenmesinde en çok dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de su tüketimi! Çocukların vücudunda yetişkinlere oranla daha fazla su bulunur. Alışkanlıklarının çoğunu bu dönemde kazanacaklarını düşünürsek; su içme alışkanlığını da bu yaşlarda kazandırmak gerekir. Çocuklara en sağlıklı içecek olan su içme alışkanlığını kazandırmalıyız ki; susadığında yöneleceği besin, basit şekerlerle hazırlanmış ve sağlık için zararlı olan asitli içeceklerden yana olmasın.

    Beslenme ve Diyet Uzmanı
    Emel Unutmaz

Yazımızı Yorumlarmısınız ?

Gerekli alan

© 2011-2012-2014 GelAraBul Site İçeriğinin Tüm Hakları Saklıdır.

Pinterest